Menteşe / Muğla / 2026
Tasarım Ekibi
Boğaçhan Dündaralp, Mimar (Ekip Temsilcisi)
Berna Dündaralp, Mimar
Mesut Seçgin, Mimar
Nisa Demircan, Mimarlık Öğrencisi (Yardımcı)
Program
Mimari Proje Yarışması
Tasarım Alanı
2092 m²
Yarışmayı Düzenleyen Kurum
Muğla Büyükşehir Belediyesi
Statik
Ahmet Topbaş, İnşaat Mühendisi
Danışmanlar
Arzu NUHOĞLU, Peyzaj Mimarı
Süleyman AKIM, Makine Mühendisi
Fatma AKIM, Uçak Mühendisi
Soru
Muğla kent dokusunun tarihsel gelişim sürecinde oluşan üç farklı kentsel katmanı temsil eden Arasta ve Hanlar Bölgesi, Konakaltı Bölgesi ile Cumhuriyet Meydanı ve çevresinin kesişiminde yer alan Kurşunlu Cami ile Atatürk İlkokulu arasındaki boşluk, tarihsel ve doğal eşikler bağlamında yeniden bir “kamusal boşluk” olarak nasıl tanımlanabilir?
Farklı dönemlere ait kamusal mekân deneyimleri ve temsilleriyle ilişki kuran, bunları bütüncül bir yaklaşımla yeniden yorumlayan güncel bir kamusal mekân anlayışı nasıl ifade bulabilir?
Proje Alanı : Bir Eşik
Muğla’nın tarihsel gelişimi, Asar Dağı eteklerinden başlayarak farklı dönemlerde oluşmuş yerleşim katmanlarının üst üste eklemlenmesiyle şekillenmiştir. Günümüzde proje alanı, bu katmanlar arasında kalan ve farklı dönemlere ait kamusal odakları birbirine bağlayan kritik bir ara yüz niteliği taşımaktadır.
Kurşunlu Cami, Arasta ve Hanlar Bölgesi, Konakaltı Meydanı, Cumhuriyet Meydanı ve Atatürk İlkokulu arasında kalan alan; yalnızca bir geçiş noktası değil, aynı zamanda farklı zamanların, farklı kamusallık biçimlerinin ve farklı mekansal karakterlerin karşılaşma alanıdır. Bu nedenle proje alanı öncelikle bir yapı parseli değil, bir eşik olarak değerlendirilmiştir.
Bu eşik aynı zamanda Muğla’nın farklı kamusallık biçimlerinin karşılaşma alanıdır. Arasta’nın üretim kültürü, Konakaltı’nın gündelik kent yaşamı ve Cumhuriyet Meydanı’nın temsil ettiği modern kamusal düzen burada birbirine yaklaşmakta; ancak mekansal süreklilik kuramamaktadır. Proje bu kopukluğu yeni bir kamusal zemin aracılığıyla yeniden ilişkilendirmeyi amaçlamaktadır.
Nasıl Bir Kamusal Boşluk?
Her kent, yapılar kadar boşluklarıyla da var olur.
Bazı boşluklar yalnızca iki yapı arasında kalır; bazıları ise farklı zamanlar, farklı hafızalar ve farklı yaşam biçimleri arasında açılır. Muğla’da Kurşunlu Cami ile Atatürk İlkokulu arasında kalan alan böyle bir boşluktur
Burası bir arsa değildir. Bir yapının yerleşeceği boş bir zemin değildir. Burası, kentin farklı dönemlerinin birbirine değmeden yan yana durduğu; ancak henüz birbirleriyle konuşamadığı bir eşiktir. Arasta ve Hanlar Bölgesi’nin üretim kültürü, Konakaltı’nın gündelik kent yaşamı ve Cumhuriyet Meydanı’nın modern kamusallığı burada birbirine yaklaşır; fakat süreklilik kuramaz. Proje tam da bu kopuş noktasından hareket etmektedir.
Sorulan soru yeni bir yapı tasarlamak değildir. Sorulan soru, kaybedilmiş bir kamusal sürekliliğin nasıl yeniden kurulabileceğidir.
Açığa çıkarılmayı bekleyen bir boşluk
Muğla’nın tarihi, yapılar tarihi olduğu kadar boşluklar tarihidir. Geleneksel Muğla yerleşiminde yaşam yalnızca yapıların içinde değil; sokaklarda, avlularda, bahçelerde ve gölgelikli geçişlerde üretilmiştir.
Kentin kimliği, yapıların tekil varlığından çok bu boşlukların oluşturduğu süreklilik içerisinde okunmaktadır.
Sokaklar, avlular, meydanlar, bahçeler, gölgelikler ve geçişler…
Kentin gündelik yaşamı bu boşluklar içinde şekillenmiştir. Ancak modern kentleşme süreçleriyle birlikte yapıların dili süreklilik üretirken, boşlukların dili parçalanmıştır.
Bugün proje alanı, bu parçalanmanın en görünür olduğu eşiklerden biridir. Bir yanında tarihsel doku, diğer yanında Cumhuriyet dönemi kamusal yapıları; bir yanında topoğrafya, diğer yanında sert kentsel yüzeyler bulunmaktadır. Bu nedenle alan, çözülmesi gereken bir problemden çok okunması gereken bir katman olarak değerlendirilmiştir.
Yapı Değil Zemin
Öneri, yapıyı merkeze alan geleneksel kurguya karşı bir pozisyon almaktadır. Çünkü bu alanda eksik olan şey yeni bir nesne değildir.
Eksik olan şey ilişkilerdir. Bu nedenle proje, yapı tasarlamadan önce zemini tasarlamayı önermektedir.
Buradaki zemin yalnızca üzerinde yürünülen fiziksel bir yüzey değildir. Zemin; karşılaşmaların gerçekleştiği, beklemenin mümkün olduğu, gölgelenmenin, oturmanın, izlemenin, durmanın ve geçmenin iç içe geçtiği kamusal bir ortaklıktır. Bu nedenle öneri, yapıyı boşluğun içinde duran bir nesne olarak değil,
boşluğun sürekliliğini mümkün kılan bir mekansal araç olarak ele almaktadır.
Açık Zemin
Açık Zemin, bir ilişki önerisidir.
Tarihsel katmanlar arasında, kamusal odaklar arasında, doğal ve yapılı çevre arasında, iç ve dış arasında, gündüz ve gece arasında süreklilik kurma arayışıdır. Aynı zamanda Asar Dağı eteklerinden Cumhuriyet Meydanı’na kadar uzanan topoğrafik sürekliliğ in yeniden görünür kılınması hedeflenmektedir. Böylece proje yalnızca kamusal odakları değil, kentin doğal eşiklerini de birbirine bağlayan bir açık zemin olarak
çalışmaktadır.
Bu yaklaşımda sınırlar yerini eşiklere bırakır. Duvarlar geçirgenleşir.
Cepheler yalnızca bakan yüzeyler olmaktan çıkar, kamusal yaşama katılan mekansal arayüzlere dönüşür.
Programlar birbirinden ayrışmak yerine birbirini destekler. Kamusal yaşam yapının içine girer. Yapı kamusal alana taşar. Boşluk ve doluluk birbirini tanımlayan iki karşıt değil, aynı mekansal deneyimin parçaları haline gelir.

